26 Haziran 2008 Perşembe

Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre'yi kaybettik...

Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre'yi kaybettik. Bu büyük Bilim ve düşünce adamı‚ yazar‚ rahatsızlığı dolayısıyla yattığı hastanede dün vefat etti. Yetmiş üç yaşında hayata veda eden Özemre‚ Türkiye'nin ilk atom mühendisi olması ve Üsküdar sevdası ile tanınan bir isimdir.

3 Nisan 1935 tarihinde Üsküdar'da dünyaya gelen Ahmed Yüksel Özemre'nin parlak eğitim hayatına göz attığımızda, 1954'te Galatasaray Lisesi'nden‚ 1957'de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nden, 1958'de de Fransa Nükleer Bilimler Ve Teknoloji Milli Enstitüsü'nden (Institut National des Sciences et Techniques Nucléaires, Saclay Fransa) mezun olduğunu görüyoruz.

Ahmed Yüksel Özemre, İstanbul Üniversitesi'nde‚ Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde‚ TÜBİTAK'ta‚ Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nda‚ NATO Bilim Komitesi'nde görev yaptı. Pozitif‚ sosyal ve dini ilimler konularında 400 kadar makalesi bulunan Özemre'nin kırka yakın genel kültür meselelerine ait kitapları ve tercümeleri var. Üsküdar'da Bir Attar Dükkanı isimli eseri‚ Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1996 yılında Hatırat Dalı'nda ve Prof. Dr. Toshihiko İzutsu'dan çevirdiği İbn Arabi´nin Fusus'undaki Anahtar Kavramlar başlıklı çevirisi ise 1998 yılında Çeviri Dalı'nda ödüle layık görüldü. Üsküdar Belediyesi ise Çengelköy'de inşa ettirdiği Kültür Merkezi'ne Ahmed Yüksel Özemre Kültür Merkezi adını verdi. Özemre‚ FransızcaİngilizceİtalyancaAlmanca ve İspanyolca biliyordu.

Özemre'nin Akademik ünvanlarının tamamı‚ kazandığı burs‚ ödül ve payeler‚ bulunduğu görevler‚ üniversitede vermiş olduğu dersler‚ konferansları‚ eserleri ve tam biyografisi için kendisine ait aşağıdaki adresi ziyaret etmenizi öneriyorum.

http://www.ozemre.com

Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre´nin Cenazesi bu gün‚ ikindi namazına müteakip Üsküdar Yeni Camii (Gülnûş Valide Sultan Camii)'nde kılınacak namazdan sonra‚ Karaca Ahmet Sultan kabristanı'ndaki aile kabrine defnedilecektir.

Ahmed Yüksel Özemre'ye Yüce Allah'tan Rahmet‚ kederli ailesine ve Türk Bilim camiasına Sabr-ı Cemil niyaz ediyoruz...

25 Haziran 2008 Çarşamba

SİZİNLE GURUR DUYUYORUZ...

Teşekkürler çocuklar...
Onurlu mücadeleniz, dik duruşunuz, sergilediğiniz şahsiyet, döktüğünüz ter için teşekkürler...
Başımızı dik tuttuğunuz için teşekkürler...
Her şey için teşekkürler...

21 Haziran 2008 Cumartesi

İnanıyorsanız üstünsünüz...

Ne söylenebilir ki ? Futbol'un dili, gerekleri içinde kalınarak, Türk Milli Takım'ının şu an bulunduğu pozisyon, Euro 2008'de Yarı Final'e yükselmemiz nasıl açıklanabilir ? Sakatlıklar sebebiyle yakalanamamış kadro istikrarı, belirli bir oyun planı eksikliği, değişkenlik gösteren oyuncu performansları ve bir dizi başka etken bir arada ele alındığında, Milli Takımımız'ın sergilediği futbol performansının tatmin edici olduğu söylenemez, ancak bu takım dün gece Yarı Final'e yükseldi. Üstelik her şey bitti dendiği anda.

Uzatmaların son dakikasında 0-1 geriye düşüyorsunuz, sahadaki 11'in yarısı yerde, tribünlerde ve ekran başında bulunan milyonlarca Türk üzüntü içinde. Ancak İnanıyorsanız, yüreğinizin bir yerlerinde hala "mutlu son" için ümit besliyorsanız herşey değişebiliyor, son saniye gölü ile bir maçı ve talihinizi çevirebiliyorsunuz.

60 saniye önce yerde üzüntü içinde olanlar, penaltı atışları sonucu Yari Final'i avuçlarından kaçıran rakiplerini bu kez teselli edebiliyor. Hayat ve onun bir parçası Spor, Futbol bu kadar değişken olabiliyor. Türk Milli Takımı'nın gerek Çek Milli Takımı ile mücadelesi, gerek dün akşam Hırvatistan karşısında son saniye de elde ettiği zafer bir kez daha ortaya koydu ki, İnanıyorsanız üstünsünüz, kazanmak ve mutlu olmak sizin hakkınız ve ödülünüz. Bu hak ve ödül, her hakkı hak sahibine veren tarafından geçiktirilmeden size bahşediliyor.

Şükürler olsun...

20 Haziran 2008 Cuma

Hoşgeldin...

Aylar önce, Haber Genel Yayın Yönetmenliğine Mehmet Ali Birand'ın getirilmesinden sonra Kanal D haberin geçirdiği mutasyona değinmiş, Birand yönetimindeki Kanal D haberin, 28 Şubat sürecinde izlediğimiz Gülgün Feyman'lı Star Haber'e benzemeye başladığını ifade etmiştim.

Bu gün "sokaktaki adam" ın gündeminden çok "karargahtaki adam" ın gündemine uygun yayın yapan Kanal D haberi tekrar gündemime alma sebebim, Taraf Gazetesi'nde yer alan bir haber ve bu habere Birand'ın bu akşam Ana Haber Bülteninde "yok muamelesi" yapması.

Taraf'ın maşetine taşıdığı haber, Türk ordusunun "kamuoyunu kendi çizgisine getirmek" amaçlı eylemlerini içeren, Genelkurmay çıkışlı elektronik belgesinin gazetede bulunduğu ifade edilen, Genelkurmay'ın Bilgi Destek Planı ve Faaliyet Çizelgesi.

Haberde deşifre edilen belgelerde, Genelkurmay’ın, siyasi iktidara karşı, bir karşı eylem planı hazırladığı görülüyor. Eylem planında, aralarında yüksek yargı ve medya'nın yanı sıra, üniversiteler ve sanatçılar'ın da bulunduğu kesimlerle temasın korunması ve TSK çizgisinde davranmalarının sağlanması isteniyor.

İşte bu vahim iddia ve gelişme, bu aşkam Kanal D Haber'de kendisine yer bulamadı. Yaklaşık 35 dakika, popüler gündemin, Türk Milli Takımı'nın bu akşam Hırvatlarla yapacağı Yarı Final mücadelesinin kurbanı olurken, bu "uzun hava" tadındaki girizgahtan hemen sonra ekrana gelen, elektiriğe gelecek "muhtemel zam" haberi oldu.

Bu durum bana, ister istemez, Taraf'ta yer alan konu ile ilgili şu satırları hatırlattı : "Planın uygulanmasında birlikte çalışılacak aktörler isim verilmeden 'güvenilir isimler' ya da 'tam kontrollü, etki edilen ve harekete geçirilebilen sivil toplum örgütleri' veya 'uygun medya organları' yahut da 'TSK ile benzer yaklaşımları paylaşanlar' gibi ifadelerle anılıyor...

...Taraf’ın elindeki Genelkurmay belgesine göre, basın mensupları ve medya kanalları düzenli temasla yönlendirilecek ve yandaş kılınacak."

Ocak ayında ifade etmemiş, eksik bırakmıştım. Bu gün tamamlayalım : Hoşgeldin Devlet Gazetesi Hürriyet'ten sonra, Devlet Kanalı Kanal D...

16 Haziran 2008 Pazartesi

Futbol böyle bir şey : Türk Milli Takımı Euro 2008'de Çeyrek Finalde...



Aslında Türk Milli Takımı'nın Euro 2008 serüveni iyi başlamamıştı. Fatih Terim'in aday kadrosu, içinde yer alan isimlerden ziyade, almayan isimlerle çok tartışılmışken bir de bu aday kadrodan çıkarılan Halil, Yıldıray gibi isimler olunca haklı eleştirilerin ardı arkası kesilmedi.

Bu duruma bir de Fatih Terim'in Portekiz karşısındaki kadro ve diziliş tercihleri ve 0-2'lik mağlubiyet eklenince çoğumuz için bu turnuvadan ümitvar olmak adına görünürde bir sebep yoktu. Terim'in kadro ve diziliş yanlışlarından sıyrılması için İsviçre maçının ikinci yarısını beklememiz gerekmişti. Kazanılan İsviçre maçı ile iddiamızı gurubumuzdaki son maça taşımış olduk.

İşte bu gece, Çekler ile bir final maçı oynadık. Berbat bir ilk yarı, futbolun doğruları ve güzellikleri adına ortaya elle tutulur hiç bir şey koyamamak ve 34. dakikada Çek kulesi Koller'in kafasından yenen golle 0-1 geride bitirilen bir ilk yarı.

İkinci yarıya Terim'in Semih-Sabri değişikliği ile başladığını gördüğümde, ben de artık ümit namına pek bir şey kalmamıştı. 62. dakikada Plasil skoru 0-2 yaptığında bizim açımızdan her şey bitmiş görünüyordu. Ancak Futbol çok farklı bir fenomen, 75. dakikada Arda Milli Takımımız adına skoru 1-2'ye getirdiğinde dahi kaç İnsan kalan 15 dakikada yaşananları kestirebilir, 87. dakikada Petr Cech gibi bir kalecinin imza atacağı bir hata ile skorun 2-2'ye eşitleneceğini ve bu andan iki dakika sonra, Petr Cech'in dramatik hatasını affetmeyen Nihat Kahveci'nin tekrar sahne alıp skoru 3-2'ye taşıyacağını kestirebilirdi ?

İşin doğrusu eğri gemi doğru sefer yapmış ve Milli Takımımız Avrupa'nın en iyi sekiz takımı arasına adını yazdırmıştır. Umuyoruz Fatih Terim, orta alanda görev aldığı dakikalarda Hamit Altıntop'u dikkatle izlemiş, hayati iki asistini yeterince takdir edebilmiştir...

14 Haziran 2008 Cumartesi

Ali Cengiz misin mübarek!!!

Gündemdeki isim yine yeniden Osman Alifeyyaz Paksüt. Kavaklıdere Tenis Kulübü önünde takip edildiği ve dinlendiği iddası ile gümdemi bir hayli meşgul eden Paksüt'ün, kamuoyuna daha sonra mal olduğu gibi, takip edildiği iddiasını gündeme getirmesinde mazereti ve asabiyetinin bulunduğu anlaşılmıştı. Bir gün sonra CHP lideri Deniz Baykal ile buluşacak eski AK Partili Turhan Çömez, Hürriyet yazarları Fatih Çekirge/Saygı Öztürk ve eski Hürriyet yazarı Emin Çölaşan'ın bulunduğu bir ortamda enselenmiş olma ihtimali Osman Alifeyyaz'ın canını bir hayli sıkmıştı.

Bu defo yetmiyormuş gibi bir de Taraf Gazetesi'nin gündeme getirdiği olay ile Osman Alifeyyaz'ın pozisyonu hepten ofsayt oldu. Habere göre Paksüt, kamuyounda türban düzenlemesi olarak anılan anayasa değişikliklerinin iptali istemiye dava açılması sürecinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile gizli bir görüşme yapmış. (İki gün öce gündeme gelen ilginç iddia ve fotoğrafları da bir yere not edin) Haberde yer alan detaylara göre ziyaret öncesi karargah giriş ve çıkışlarında bulunan güvenlik kameralarına karartma uygulanmış ve komuta katı da tamamen boşaltılmış.

Bu gün Enis Berberoğlu'u köşesinde "Neden sadece Osman Paksüt hedef alınsın ki?" diye soruyor. Yazıdan da anlıyoruz ki Paksüt, sonradan kabul ettiği bu görüşmeyi 2 gün önce yalanlamış. Berberoğlu : "Mesela Başbuğ görüşmesini Hürriyet olarak biz de duyduk ve önceki gece Paksüt’e iki kez sorduk, kesin dille yalanladı. Merak ettim, neden kendisini arayan muhabire, 'Paşa benim yakın dostumdur, hep görüşürüm, ne gariplik var bunda?' diyemedi de ertesi günkü imalı haberlere geçit verdi acaba?" diye soruyor.

Aynı yazıda Osman Alifeyyaz Paksüt'ün çok yönlü kişiliğinden ve ilişkiler ağından da ilginç örnekler var : "Osman Paksüt, Anayasa Mahkemesi’ne seçilmeden önce Dışişleri’nde Büyükelçiliğe (Bağdat) kadar yükselmiş bir diplomattı... Zaten İlker Paşa ile yakınlığı Brüksel’de başladı.

Ama Paksüt’ü, sadece asker dostu saymak yanlış... Örneğin AKP’li Egemen Bağış ile ailece görüştüklerini biliyorum. Abdullah Gül ve eşinin yurtdışında evinde konakladıkları da...

Dahası Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt Hanımefendi, mart ayı başında kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin dış ilişkilerini yürüten şirketi Anket AŞ’nin yönetimindeydi.

Kapatma davası açılınca bizzat Melih Gökçek’e istifasını verdi."

Osman Alifeyyaz Paksüt'ün, Kavaklıdere Tenis Kulübünde eşi Ferda Paksüt ile birlikte yaptığı açıklamasında da ilginç noktalar var. Paksüt, NATO'daki görevi sırasında bir çok siyasetçi ve askeri makamlarla birlikte çalıştığını, çok yakın dostluklar kurduğunu ifade ediyor, 1993-1997 yılları arasında eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün de aralarında bulunduğu bir çok general rütbesindeki askerle dostluklar kurduğunu, ilişki içerisinde olduğunu söylüyor.

İlker Başbuğ'un NATO'da Tümgeneral rütbesiyle Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı görevini yürütürken 1995-1997 yılları arasında birlikte çalıştıklarını da ekliyor.

Ne diyelim, not almaya devam ediyoruz...

10 Haziran 2008 Salı

Neoconlar Türkiye'yi ele geçirmek üzere!

Amerikan aşırı sağı, üç yıl önce başlattığı; “Türkiye'de iç siyaseti yeniden dizayn etme” kampanyasının sonuna geldiğini düşünüyor. Daha şimdiden zafer çığlıkları atıyor. İsrail aşırı sağı ile birlikte, Türkiye'deki ortakları üzerinden uyguladıkları senaryonun bir benzerini, belki de daha rafine olanı kerrar uyguluyorlar.

Onlar sadece Irak'ı ele geçirmediler. Yanı başımızda yüz binlerce insanı katletmediler. Türkiye için de bir işgal senaryosu hazırladılar. Bütün bölgeye yönelik yıkım senaryoları çerçevesinde Türkiye'yi de ele geçirme serüvenine kalkıştılar.

Türkiye'de, iç siyasi krizi tartışırken bu boyutunun ihmal edilmesi bu ülkenin tamamına büyük zarar verecek. Daha önce de böyle oldu. Parti kapatmalardan bölgesel operasyonlara kadar onlar her zaman krizin merkezinde yer aldılar. Krizi yönettiler ya da yönlendirdiler. Birilerini hedef tahtasına koydular, ona karşı savaş ilan ettiler, kamuoyunu harekete geçirdiler, kurumlar üzerinden tüketmeye çalıştılar.

28 Şubat böyle bir operasyondu. İçimizdeki “yanıklar” bunu yıllar sonra anladı. Ne çabuk unutuldu? Bugünkü süreci o krizle ilişkilendirmek istemeyen çok. Doğru, farklı yönleri çok, tam da örtüşmüyor. Ancak onlar için semboller, siyasi söylemler, gündelik kavgalar değildi benzeşmesi gereken. Merkez iktidarın kontrolüyle bölgesel dizaynın örtüşmesiydi gerekli olan. Bu yüzden Yeni Ortadoğu için, küresel 28 Şubat için o krizi çıkardılar. Bu yüzden Irak işgali öncesinde Türkiye'de ciddi bir iç dizayn yaptılar. Şimdi, belki İran için belki bölgesel düzeyde başka projeler için yeniden ayarlama yapmaya girişiyorlar.

Türkiye'de rejim meselesi ekseninde kurumlar harekete geçirilirken, devlet iktidarı refleksiyle çatışma alanları alabildiğine genişletilirken ABD'de derin iktidarı, Anglosakson ırkçılığını temsil edenler paralel bir çalışma içinde oldu hep. Bunu görmezden gelemeyiz. 2005 yılından bu yana, üç yıldır yürütülen bu kampanyaya gözlerimizi kapatamayız. İslam ve tehdit söylemi üzerinden bu ülkenin yerel gücü, direnci kırılıyor. Irak işgaline direnen, İran saldırısına direnen, Filistin veya Lübnan fark etmez, bölgesel pozisyon almaya dönük motivasyon yok ediliyor.

Bütün bölgeyi kana bulayanların Türkiye'de sokakları bölmesine, çatışmayı teşvik etmesine karşı duramazsak yarın bu ülkede çok keskin bir etnik kavga başlayacak demektir. Bu şer odaklarının senaryoları ile içeride “ülke bütünlüğü” ve “vatanseverlik” adına, “Türkiye'yi kurtarma” adına harekete geçenlerin birbirleriyle bu kadar içli dışlı olmalarını hiçbir zaman anlayamadım. Türkiye de anlayamadı.

Birilerini “Amerikancı” diye vuranlar kendileri Amerika'nın en derin, en şahin, en kanlı odaklarıyla iş tutmasını anlamam benim açımdan mümkün değil. Bu bir işgal seferberliğidir. Bütün bölgeyi ele geçirmek isteyenlerin Türkiye'ye kurduğu ağır bir tuzaktır. Bu tuzak içimizde çok derin yaralar açacaktır. Bu toplumun bir kesiminin üzerine “satılmışlar” diye saldırı başlatırken o canilerle nasıl el ele olabiliyorsunuz, bunu nasıl kabullenelim?

Mesele sadece AK Parti meselesi değil, Türkiye meselesidir. Bunu hep yapıyorlar. Bu ülkenin kaderiyle her zaman böyle oynuyorlar. Kendi çıkarları için, hesapları için, iştahları için. İslam'a saldırdılar. Müslümanlara saldırdılar. Şehirlerimize saldırdılar. Yüzyıllarca birlikte yaşayanları birbirine düşürdüler. Mezopotamya'yı kam gölüne çevirdiler. Türkiye'yi tarihinin en büyük krizleriyle baş başa bıraktılar. Bunları tanıyalım artık!

Tetikçileri neler yazıyor, nerelerde yazıyor, kimlerden talimat alıyor bakalım: Daha birkaç gün önce “The Wall Street Journal”da yazan, yıllardır patronları adına iç savaş senaryoları tezgahlayan bir küstah adam, hem ABD ırkçılarından hem Türkiye'deki bazı çevrelerden beslenerek çirkin yazılar yazıyor. Burada öncelikle Türkiye'ye karşı işlenen bir cürüm var, saygısızlık ve hakaret var. Bu ülke için El Kaide senaryoları yazdılar. Bu ülke için şeriat senaryoları yazdılar. Bu ülkenin iktidar partisinin kapatılması için üç yıldır kampanya yapıyorlar. Bu ülkenin Başbakanı için ağza alınmayacak hakaret ve küfürler savuruyorlar.

Tayyip Erdoğan Putin'miş, diktatörmüş, durdurulmalıymış, Türkiye otokratik rejim oluyormuş! Sizin haktan, adaletten, özgürlükten, demokrasiden, dürüstlükten, erdemden söz edecek yüzünüz mü var? Biz sizi tanımıyor muyuz? Siz değil miydiniz darbe çağrıları yapan, darbecilerle ittifak yapan? Siz değil miydiniz Türkiye'de iç savaş isteyen? Siz değil misiniz bu bölgede bir çok ülkeyi işgal listesine koyan? Bu ne utanmazlık böyle!

Michael Rubin'i getirip Türkiye'de Başbakan yapalım. İstedikleri gibi bir vesayet yönetimi kuralım. ABD'nin neoconları da tatmin olur Türkiye'nin neoconları da. ABD işgallerine karşı duranların bu adamları alkışlaması anlaşılabilir bir şey değil.

Ama yapıyorlar. Washington-Ankara arasındaki güç ittifakı AK Parti'yi tasfiye etmek, Tayyip Erdoğan'ı siyaset sahnesinden silmek için inanılmaz enerji sarfediyor. Neden? Bu sorunun cevabını dikkatle bulmak gerekir. Gündelik söylemlerin arkasına uzanıp gerçek ittifakın ve senaryonun ne olduğuna bakmak gerekir. Rubin gibi ırkçı söylemleri olan birinin Harp Akademileri'nde uzman olarak konuşturulması, Türkiye'nin iç işlerine bu kadar müdahale edebilmesi, bu ülkenin Başbakanı'na Bin Ladin diyebilmesi hazmedilir bir şey değil. Bıraktık her şeyi. Hiç kimsenin bu ülkenin kurumlarına, örgütlerine, liderlerine bu şekilde sövmesini hazmetmemeli Türkiye.

Bir yıl önce, “AK Parti'ye karşı yargısal süreç işletilecek” dedi, işletildi. Kapatılacak ve bölünecek diyor. Devam ediyor, siyasi yasağı da geçti, tutuklamalardan söz ediyor.

Bu adamın kafası bu kadar çalışmıyor. Kurye bu kurye! Oradan oraya laf taşıyor, tetikçilik yapıyor, konuşuyor, yazıyor. Kim adına! İşte buraya dikkat.

Bir yıl önce, “AK parti”ye neocon tuzağı” başlığıyla bu senaryoyu yazmıştım, 9 Mayıs 2007'de. Tuzak işledi ve bu noktaya getirildi. İçerideki ve dışarıdaki neoconların tezgahı işliyor. Ne için? Bütün bölgeyi savaş alanına dönüştürmek için. Vatanseverlik, ülke bütünlüğü sizi kandırmasın. Aldatıyorlar hepimizi, aldatıyorlar!

Ama anlamıyorlar. Bu oyun geri tepecek!

6 Haziran 2008 Cuma

4. Bölüm : 9'a 2 velevki...

Korkular üzerinden siyaset anlayışının temsilcileri en keskin hamlelerinden birini daha yaptı, Anayasa Mahkemesi, Eğitim-Öğretim eşitliğiyle ilgili düzenlemeyi yetkilerini aşıp ve gözünü karartıp iptal etti.

"Gözünü karartmak" tabirini bilinçli olarak kullanıyorum zira insaf sahibi, hukuk anlayışını ideolojisine kurban etmeyen bir çok hukukçu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararını ve bu iptalin şeklini Rejim'in yapısını dönüştüren bir hak/yetki gaspı olarak ifade edip adeta isyan etti. Türkiye'nin 'yeni dönemi' korkular üzerinden siyaset yapma ve rant devşirme imkanını bir kısım jakoben seçkine tanımayınca bu çevrelerden bir hamle bekleniyordu fakat sanıyorum bu boyutlarda bir akıl tutulması yaşanabileceğini çok kimse kestirememişti, iktidarda bulunanlar bile.

Daha önce de ifade ettiğim gibi bu süreç, bu millete yıllardır yalan söyleyenlerin maskesinin düşeceği, gerçek takiyyecilerin ortaya çıkacağı bir süreç olacaksa Türkiye için bundan büyük hayır olamaz. Esasen bu son skadal dahi korku siyasetinin ve maskeler ardında gizlenen temsilcilerinin tasfiyesi için ciddi bir şanstır. Türkiye'yi ve onun özgürleşmesini, kalkınma ve refahını, geleceğini 9'a 2 denklemine mahkum etmeye kalkışan sivil/askeri oligarşinin halk ve değerleri ile hesaplaşma çağrısına siyasi erk cevap vermeli ve kaçınılmaz olduğunu defaatle ifade ettiğimiz bu büyük yüzleşme ve hesaplaşma gerçekleşmelidir. Bu yüzleşme ve hesaplaşma sürecinin kendi doğal seçilim mekanizması mutlaka devreye girecektir.

AKP, 2007 Nisan ayı sonunda startı verilen siyaset dışı alanlarca siyasi alanı daraltma operasyonu dizi filminin ilk üç bölümünde olumlu çıkışlarla sert hamleleri kısmen ekarte etmeyi başardı ve kendine avantajlı posizyonlar almayı bildi. Dün yayınlanan dizinin 4. bölümünden sonra AKP tarafından sergilenecek tavır ilk üç tavırdan çok daha önemli ve belirleyici olacak.

Süreç, doğal seçilim mekanizmasını mutlaka devreye sokacak ve Türkiye ayrık otlarından mutlaka arındırılacaktır...