Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2008 Cumartesi

Bir önerim var...

Hastayım "Türk Futbol Kamuoyu"na, onun "Hafıza"na ve sadece Fenerbahçe lehine bir hakem hatası yaşandığında gündeme getirdiği "Temiz Lig" talebine! Temiz bir lig arzu etmek kötü bir şey mi ? Elbette değil ve her futbol severin arzusu, kötü olan ve tepki gösterdiğim, Lig yarışında dengeleri değiştirmek adına bu talebin üstelik gayrı adil ve gayrı ahlaki olarak gündeme getirilmesi meselesi.

Dün akşam Fenerbahçe Konya'da Konyaspor'a konuk oldu ve karşılaşmanın 34. dakikasında Önder Turacı'nın sağ koluna mı yoksa göğsüne mi çarptığı hala çözülemeyen pozisyonda top ağlarla buluşunca necip türk spor basını sazı eline aldı ve malum türküyü yine terennüm etmeye başladı.

Yaşananlar İnsan'a "deja-vu" dedirtecek cinsten hadiseler. Tıpkı bundan 3 sene önce, 2005-2006 sezonunda Konya'da oynanan müsabakada Anelka'nın faullü golü sonrası yaşanan ve "Türkiye'de böyle bir gol ilk kez mi atıldı?" sorusunu sordurtan türden bir kampanya dün akşam itibari ile yine yeniden başlatıldı. O karşılaşma sonrası Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor "El değmemiş temiz bir lig istiyoruz" pankartı ile sahaya çıkmışlardı, hadi diğerleri neyse ancak Arif Erdem'i uzun yıllar profesyonel futbolcu olarak istihdam etmiş Galatasaray'ın o pankartla sahaya çıkmasını hatırladıkça hala gülerim. Garipsediğim futbol kamuyou hafızası o kampanyadan gönüllü olarak ve taammüden o denli etkilendi ki, Fenerbahçe'nin bütün meşru başarılarını yaralamak adına o faullü gol tepe tepe kullanıldı. Sonraki süreçte söz konusu kampanyanın kotarıcıları ve gönüllü uygulayıcıları "Temiz Lig" talep edenlerin benzeri hatta daha ileri düzeyde ihlallerde bulunmaları karşısında üç maymunları oynamayı da asla ihmal etmedi.

O sezondan sonra iki sezon üst üste, Fenerbahçe Futbol Takımı'nın liglerin ilk yarılarını, en çok gol atan, en falza hucum organizasyonu yapan, en çok korner kullanıp kaleye en fazla şut çeken takım olmasına rağmen penaltı atmadan bitirmesinden, iki sene üst üste fortis kupasından fahiş hakem hataları ile elenmesinden ve bütün bunlar olurken, Fenerbahçe'nin "Temiz Lig" talep eden kimi rakiplerinin karşılaşmalarında yaşanan yine fahiş hakem hatalarıyla alınan üç puanlardan ve benzeri olgulardan hiç rahatsızlık duymayan, Milan Baroş'un futbol ile hentbol'u ayırt edememesi karşısında, yine iki hafta önce Denizli'de yarım metre içeri giren topun gol olarak değerlendirilmemesinde ve benzeri durumlarda "Temiz Lig" talep etme ihtiyacı hissetmeyen, Türk Futbolunu gayet steril bulan bu futbol hafızasına ve yoğrulan bu bilince ben nasıl hayranlık duymayayım ? Bu tablo ilgiyi ve takdiri hak ediyor!

Böyle çarpık bir algıyı oluşturabilmek ve ayakta tutabilmek doğrusu büyük başarı! Dolayısı ile işin kotarıcı ve uygulayıcılarını tebrik etmek gerekiyor. Aynı duygulara geçen sene Fenerbaçe-Kayserispor karşılaşması sonrası "Beyaz Sayfa" kardeşliğine şahit olduğumda ve bir gün sonrasında, Ankara'da, Gençlerbirliği-Galatasaray karşılaşmasında yaşananlar (bu maçın kahramanı da dün akşam düdük çalan Kuddusi Müftüoğlu idi) sonrası sergilenen derin sessizlik karşısında da kapılmış, bu büyük işbirliğine hayranlığım bir kat daha artmıştı.

Bu muhteşem hafıza ve bilinç, içinde bulunduğumuz 2008-2009 sezonunun ilk yarısında attığı gollerin neredeyse yarısını elle yada faulle atan Milan Baroş'un mükerrer vukuatlarında değil yine bir Fenerbahçe'linin içinde yer aldığı tartışmalı pozisyonda devreye girdi ve takdir hislerimi bir kez daha kazanmayı başardı.

Bu kadar başarı karşısında kayıtsız kalamayacak ve bir öneri yapacağım : Geçen senenin "Beyaz Sayfa" daha öncesinin "Temiz Lig" kardeşlik bağı ile birbirlerine bağlanmış iki camiası yarın karşı karşıya gelecek. Onlara önerim Galatasaray-Beşiktaş derbisinde bu büyük fırsatı kaçırmasınlar, yine yeniden "El değmemiş temiz bir lig istiyoruz" pankartı ile sahaya çıksınlar, pankartın bir ucundan da mutlaka Baroş tutsun.

Nasıl olsa el birliği ile ürettiğiniz/beslediğiniz o garip "bilinç" ve "ortak futbol hafızası" Anelka'nın eli dışında, yaşanmış ne kadar ihlal varsa hepsini unutturuyor, kalkıp kimse "pes artık, ayıp oluyor" demiyor. Kullanın bu fırsatı, kaçırmayın...

9 Kasım 2008 Pazar

Malum Kader : 4-1

Kimi Futbol otoritesine göre maçın favorisi Galatasaray'dı. Fenerbahçe hem Lig performansı hem en etkili silahı Alex'ten yoksun olması sebebi ile maçtan önce handikap sahibi takımdı. Karşılaşmaya Galatasaray 1-0 galip başladı desek yeridir. Lincoln 2. dakikada Fener savunmasının yerleşim hatasından kaynaklanan pozisyonu gole çevirince tablo Fenerbahçe açısından oldukça karanlık görünüyordu. Ancak yıllardır olan yine oldu ve Fenerbahçe kendi evinde, Saraçoğlu'nda önce 6. dakikada Selçuk'la beraberliği yakaladı ardından da skoru 4-1'e taşımasını bildi ve derbiyi kazandı.

1999 yılından bu yana Kadıköyde beraberlik dahi kazanamayan, 9 maçı üst üste kaybeden Galatasaray adına bu durumun "malum kader" olarak ifade edilmesine Galatasaray'lı dostlar alınmasın, ortada böyle bir istatistik varken mevcut durumu başka türlü ifade etmek imkansız...

28 Nisan 2008 Pazartesi

Pahalıya mal olan sonuç ve bozulan düzen...

Bir sezonun toplam muhasebesinin görüleceği, meyvesinin yeneceği bir maçtı dün akşam oynana derbi. Bu sezon Fenerbahçe final maçlarının neredeyse tamamını iyi oynayarak kazanmış bir takım olarak çıktı Ali Samiyen'e, beklenti tecrübe ve kalite üstünlüğüne birde bu yıl çok başarılı geçen Avrupa serüveninden eklenen öz güven duygusu ile Fenerbahçe ağırlıklı bir oyunun izleneceği yönünde idi. Ancak olmadı, Galatasaray neredeyse oyunun her dakikasında rakibine üstün olan taraftı ve dün daha çok isteyen kazandı.

Esasen Fenerbahçe'ye 28. Hafta da oynanan ve C.Kazım'ın yıldızlaştığı Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi çok pahalıya mal oldu. Toz kondurmadığım Zico, Kazım'a yer açmak için Fenerbahçe'nin sezon başından bu yana tıkır-tıkır işleyen düzenini bozdu ve geçen senenin istenmeyen adamı Deivid'i, efsaneleştiği sağ açık pozisyonundan sol açığa kaydırarak, Fenerbahçe'nin etkili işleyen iki kanadının da verimini düşürdü.

İlk etapta bu Chelsea karşısında elenmeye, Şampiyonlar Ligin'de yarı finale, son aşamada da belki bir Şampiyonluğa mal oldu. Kalan 2 hafta Turkcell Süper Lig'de çok şeye gebe gibi görünse, 2007-2008 sezonu bir çok açıdan 2005-2006 sezonunu hatırlatsa da, Adnan Polat gerçeği, Türk Futbolu'nun neşter vurulamayan kronik sorunları, İBB maçı gibi taze bir örneğin karşımızda bulunması bize gösteriyor ki, Lig dün Şampiyonluk yarışı açısından bitti. Galatasaray'lı dostları şimdiden tebrik ederim.

Aksi sonuç benim için büyük süpriz olur ve bu sezonun, sıralamada sezon sonu yeri ne olursa olsun tsl açısından en başarılı ve flash takımı Sivasspor'un bataklıkta açan bir gül olduğu gerçeğini tesçiller...

9 Nisan 2008 Çarşamba

Bu şarkı burada bitmez...


Avrupa Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final rövanş mücadelesinde Fenerbahçe, ilk maçı 2-1 kazanmış olmanın avantajı ile çıktığı Stamford Bridge'de, Chelsea karşısında 2-0 mağlup olarak bu sene göz kamaştıran Avrupa serüvenine noktayı koydu.

Karşılaşmanın 4. dakikasında Chelsea Ballack'ın gölü ile 1-0 öne geçti. Aslında Fenerbahçe için işlerin istediği gibi gitmemesi, birazda golü bu denli erken kalesinde görmesiyle oldu. Essien, Carvalho, Terry, Ashley Cole gibi isimlerden kurulu ve 1-0 önde olan Chelsea savunmasını maç boyunca aşmak Fenerbahçe için hiç kolay olmadı. İlk yarı bir duran topta Lugano'nun yakaladığı ve ikinci yarıda, maçın sonlarına doğru Gökhan Gönül ve Kazım ile bulunan pozisyonlar dışında Fenerbahçe net fırsatlar yakalayamadı, buna karşın Chelsea'ye de fazla pozisyon vermedi. 87. dakikada Lampard skoru belirleyen gölü attığında maç boyunca homurdanan Chelsea taraftarı ve yüzü kireç rengine dönmüş Avram Grant rahat bir nefes aldı.

Kadıköyde taraftarına, ekran başında bilmonylara "üç üç üç..." diye tempo tutturan, Stamford Bridge'de Chelsea'yı taraftarına ıslıklattıran Fenerbahçe'ye gönül dolusu tebrik ve teşekkürler.

Adımız gibi eminiz ki, Fenerbahçe'nin Avrupa yürüyüşü bundan sonra da kaldığı yerden devam edecek, kalamıştan yükselen sesin ulaşmadığı kulak, ürkütmediği yürek ve bükemediği bilek kalmayacaktır...

5 Mart 2008 Çarşamba

Karakter, kişilik meselesi bu...


Ne denebilir, nasıl anlatılabilir dün yaşanan ? Fenerbahçe son 2 yılın Uefa Şampiyonu, Avrupa Futbolu'nun yükselen değeri Sevilla'yı eleyerek, Şampiyonlar Liginde Çeyrek Finale yükseldi, en iyiler arasında son sekize kaldı.

Dün yaşanan'ın teknik/taktik analizi bir yere kadar geçerlidir. Maça adeta 2-0 yenik başlamışsınız, altın çocuk Gökhan Gönül, hemen önünde oynayan Deivid ve Aurelio ile birlikte Fenerbahçe'nin yükünü taşıyan Selçuk sarılanmış, 2-0 geridesiniz ve kalecinizin morali sıfır. Rakip, seyirci baskısını da kullanarak Hakem'le mükemmel oynuyor, Fenerbahçe'nin bu maçı çevirmesi bir yana, kaç kişi ile maçı tamamlar sorusu kafalarda oluşuyor.

Tablo kapkara, ama o andan sonra bir takım bütün heybeti ve kişiliği ile 'ben buradayım' diyor, hedefim, ideallerim en önemlisi İnançlarım var diyor ve ezilmiyor, tam tersi Avrupa Futbolu'nun yükselen değeri Sevilla'yı eziyor. Skoru 2-1'e taşıyor, beraberliği arıyor, derken pozisyon vermeden bir gol daha yiyor skor 3-1 oluyor ama ne gam. Çizgiden çıkarılan topla daha bitmedi mesajı veriyor, koca bir ikinci yarı Sevilla yarı alanında geçiyor ve yengeç Deivid skoru 3-2'ye taşıyor.

Sonrası daha da ilginç, Kaderin cilvesi, maça kötü başlayan ve 2 hatalı gol yiyen Volkan'a hatasını telafi imkanı bahşediyor herşeyi takdir eden ve Volkan hatasını fazlasıyla telafi ediyor.

Bütün bunlar bir karakter/kişilik göstergesidir, bu durum atın binicisine göre kişnemesidir. Geçen yıl Turkcell Süper Lig'de işlerin en kötü gittiği zamanlarda çıkıp "Şampiyon olmak için rakiplerimizi kendi sahalarında yenmemiz gerekiyorsa gider yeneriz" diyen Zico'nun temiz yüreği, sağlam karakteri ve İnancının sahada tecellisidir yaşanan.

Daha önce de ifade ettim, bu şarkı burada bitmez. Fenerbahçe'nin Avrupa yürüyüşü devam edecektir, Çeyrek Final'de karşısına kim çıkarsa çıksın ve sonuç ne olursa olsun, bundan sonraki süreç, kalamıştan yükselen sesin ulaşmadığı kulak, ürkütmediği yürek ve bükemediği bileğin kalmayacağı bir süreçtir...

27 Şubat 2008 Çarşamba

Çakır kendini yaktı!

Fortis Türkiye Kupası Çeyrek Final rövanş maçında Fenerbahçe, Galatasaray'a Ali Sami Yen Stadı’nda 2-1 mağlup olarak elendi.

4 kırmızı kartın çıktığı karşılaşmada Hakem Cüneyt Çakır maçın önüne geçti. Çakır'ın Lugono'ya verdiği ilk, Gökhan Gönül'e verdiği ikinci sarı kart çok tartışılacaktır, ancak bu geçen yıl Selçuk Dereli'nin etkin savunması! ile Fenerbahçe'nin elenmesi gerçeği gibi sonucu değiştirmeyecektir. Cüneyt Çakır, temiz kariyerine kendi elleri ile leke sürmüştür, sayısı az olan güvenilir hakemler listesinde bundan sonra Çakır'ın adının yer alıp almayacağını hep birlikte göreceğiz.

Bir Fenerbahçeli olarak Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi 11'e 11 de yeneceği günlerin ihtimal dahilinde olduğunu belirtiyor, Galatasaraylı dostları tebrik ediyorum...

4 Şubat 2008 Pazartesi

İlklerin Derbisi...

Benim için bir çok ilki yaşadığım bir derbi oldu dün akşam oynanan müsabaka. Ben 0-0 sonuçlanan bir Fenerbahçe-Galatasaray derbisi hatırlamıyorum, hafızamı zorladım ama bir bilgiye ulaşamadım, bu skor sanıyorum en azından son yıllarda ilk kez karşımıza çıkıyor, bu anlamda bu skor benim için bir ilk. Fenerbahçe'yi üstelik Kadıköyde Galatasaray karşısında hiç bu denli etkisiz görmedim, bu anlamda da dün benim için bir ilk yaşandı. Fenerbahçe'ye transfer olduğu günden bu yana ben böyle bir Aurelio görmedim, Mehmet Aurelio'nun bir vasatı vardı ve bunun altına hiç düşmemişti, Valencia'ya transfer dedikoduları çıktıktan sonra bir düşüş yaşamıştı Aurelio, ancak hiç bu düzeye inmemişti, bu durum da sanıyorum bütün Fenerbahçeliler için bir ilkti.

Galatasaray tamamen yerli oyunculardan kurulu bir kadro ile sahaya çıktı, iki taraftan birinin bu pozisyonda olduğu bir derbi daha önce izledim mi diye hafızamı yokladım ve hatırlamadığımı gördüm, tabi buda bir ilk. Bu durum ve karşılaşma için medyada bu gün yer alan "Türkiye-Brezilya karması" türü yaklaşımlar, Galatasaray Camiasının yabancı transferindeki başarısızlığını görmemize engel değil, siz Song dışında yaptığınız yabancı transferlerinin neredeyse hiç birinden beklenen verimi alamıyorsanız dönüp kendinize bakacaksınız.

Galatasaray orta alanında Mehmet Topal, Barış ve savunmadan gelen Emre'nin Alex'i kapatmakta gösterdikleri başarı gerçekten olağanüstü düzeydeydi, buna ilaveten maçı izleyenler arasında Brezilya milli takım hocası Dunga'nın da olmasının Alex'in performansını olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Belli bir konsantrasyon zaafı ile maça çıkan Fenerbahçe'de bir de Semih sakatlanıp oyunu terketmek zorunda kalınca ibre tamamen Galatasaray tarafına döndü, Galatasaray iki net pozisyon da yakaldı ancak bunları değerlendiremedi.

Netice itibariyle ben, iyi mücadele eden Galatasaray'ın, etkisiz Fenerbahçe karşısında daha avantajlı bir skor alamamasını ciddi bir kayıp olarak görüyorum, iki ayaklı bir mücadelenin birinci ayağı neticelendi, Galatasaraylı dostlar mutlu, Fenerbahçeliler biraz mahzun, rövanşın nasıl neticeleneceği şimdiden konuşulsa da benim için kesin olan şey, Galatasaray'ın bu maçı çok anıp çok arayacağıdır...

13 Aralık 2007 Perşembe

Bu şarkı burada bitmez...



Dün gece Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi (G) Grubu'ndaki son maçında CSKA Moskova'yı evinde 3-1 yenerek tarihinde ilk kez ikinci tura yükseldi. Geçen yıl Uefa guruplarında sergilediği futbol ile bu yıl yaşanacakların sinyalini veren Zico'nun Fenerbahçesi, Edu'nun kendi kalesine attığı golle 0-1 geri düşmesine rağmen, Türkiye Liglerindeki gerçek 2 stardan birisi olan Alex (Alexsandro de Souza)'in muhteşem golüyle önce beraberliği yakalamayı, ardından yine Alex'in asisti ve Uğur Boral'ın şık vuruşuyla 2-1 öne geçmeyi başardı (İmitasyon starlara duyrulur). Maçın son dakikalarında perdeyi kapatmak da yine Uğur Boral'a nasip oldu.

Kim bu gün ne derse desin, Zico Fenerbahçe'de göreve geldiğinde bu sinerji ve başarıyı yakalayabileceğini kimse düşünmüyordu, belki Aziz Yıldırım bile. Ancak gelinen noktanın ilk işaretlerini geçen yıl almıştık, elinde Nobre, Pierre Van Hooijdonk, Anelka, Tuncay Şanlı, Serhat Akın ve Semih Şentürk gibi her takıma nasip olamayacak bir hucum hattına sahip Daum'lu Fenerbahçe'nin sergilediğinden çok daha kişilikli ve ofansif bir oyunla sahne almıştı Uefa guruplarında Zico'nun Fenerbahçesi. Talihsiz AZ maçları sadece skor yazarları için bir anlam ifade edebilirdi, Fenerbaçe doğru yoldaydı çünkü.

Bu gün taraflı tarafsız herkes kabul etmektedir ki; Fenerbahçe'nin karşısına 2. turda, aralarında Real Madrid, Milan, Barcelona, Manchester United ve Chelsea gibi devlerin olduğu muhtemel rakiplerden hangisi çıkarsa çıksın, Zico'nun talebeleri kişiliklerini, mağlubiyeti kabul etmiyen karakterlerini sahaya yansıtacaktır. Aksi bir netice olursa da yine bilinecektir ki, bu şarkı burada bitmeyecektir...

8 Aralık 2007 Cumartesi

Dejavu : Derbi Fener'in...

Galatasaray'lı dostlar kusura bakmasın, bu filim 100 yıldır vizyonda, o bakımdan Fenerbahçe'liler için yaşananın adı kısaca Dejavu...

İkinci yarının özellikle ilk 15 dakikasında oyun adeta Galatasaray cezasahası içinde geçti, bu süreçten sadece + 1 gol yiyerek çıkmak bu filimin sürekli izleyicilerinin takdir edeceği bir durum, zaten bunun farkında olan Galatasaray seyircisi skora aldırmadan marşlarını büyük bir şevkle terennüm ediyorlardı.

Maçın hakemi Fırat Aydınus iyi bir performans gösteremedi, bu maç sonrası sanıyorum Aydınus da Fenerbahçe'nin istemezük listesinde yerini almıştır...