Gazeteci Yazar Ömer Lütfi Mete'yi kaybettik. Geçen yıl geçirdiği kalp krizi sonrası uzun süre yoğum bakımda kalan ve sağlığı bozulan Mete, önceki gün evinde yine kalp krizi geçirdi ve dün akşam saatlerinde kaldırıldığı Acıbadem Kadıköy Hastanesi'nde hayata gözlerini yumdu.
Ömer Lütfi Mete yaşamı ve eserleri ile Türk Kültür hayatına damgasını vuran isimlerden birisi oldu. Basın dünyasında Sabah, Tercüman, Türkiye, Ortadoğu, Yeni Şafak gibi gazetelerde yönetici ve yazar olarak çalıştı. Türk Edebiyatı, Boğaziçi ve Çağrışım dergilerinde makale, mizahi öykü ve şiirleri yayımlandı.
Ömer Lütfi Mete'nin, Gülce (şiir), Çığlığın Ardı Çığlık, Yerden Göğe Kadar, Asker ile Cemre, Çizme (roman), Derin Millet Manifestosu (köşe yazılarından seçmeler), Hacıyağı ile Parfüm Arasında (deneme), Balonya Tüneli, İtfaiye Yanıyor (kara mizah) gibi yayınlanmış eserleri bulunuyor. Mete'nin yakın zamanda yayınlanmış kitapları arasında ise Prof. Dr. Mahir Kaynak ile kaleme aldığı "Erdoğan Operasyonu", "Allahsız Müslümanlık", "Basılı Yakıt" isimli eserleri sayılabilir.
Senaryo yazarlığıda yapan Mete'nin sinema filmi dalında "Çizme", "Gülün Bittiği Yer", "Bizim Yunus", "The İmam", televizyon dizisi dalında da, "Bizim Ev", "Evlere Şenlik", "Ortaklar", "Deli Yürek", "Avcı", "Hayat Bağları", "Çanakkale Destanı" gibi yapımların senaryolarında imzası var. Kurtlar Vadisi yapımının ilk sezonlarında yapımcılıkta yapan Mete'nin bu çalışmaya katkıları ise hala devam etmekteydi, dizide yer alan "Ömer Baba" karakterinin sözlerinin yazarı Mete idi.
Türk basınında "Derin Devlet", "Çeteler", "İstihbarat Dünyası ve Savaşları" konularında yazdıkları ve verdiği eserler ile önemli bir yeri olan Ömer Lütfi Mete bugün Marmara İlahiyat Vakfı Camii'nde ikindi namazından sonra kılınacak cenaze namazının ardından Çengelköy Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
Ömer Lütfi Mete'ye sonsuz Rahmet sahibinden Rahmet, kederli ailesine ve milletimize de sabr-ı cemil niyaz ediyoruz...
19 Kasım 2009 Perşembe
Ömer Lütfi Mete'yi kaybettik...
26 Haziran 2008 Perşembe
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre'yi kaybettik...
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre'yi kaybettik. Bu büyük Bilim ve düşünce adamı‚ yazar‚ rahatsızlığı dolayısıyla yattığı hastanede dün vefat etti. Yetmiş üç yaşında hayata veda eden Özemre‚ Türkiye'nin ilk atom mühendisi olması ve Üsküdar sevdası ile tanınan bir isimdir.
3 Nisan 1935 tarihinde Üsküdar'da dünyaya gelen Ahmed Yüksel Özemre'nin parlak eğitim hayatına göz attığımızda, 1954'te Galatasaray Lisesi'nden‚ 1957'de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nden, 1958'de de Fransa Nükleer Bilimler Ve Teknoloji Milli Enstitüsü'nden (Institut National des Sciences et Techniques Nucléaires, Saclay Fransa) mezun olduğunu görüyoruz.
Ahmed Yüksel Özemre, İstanbul Üniversitesi'nde‚ Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde‚ TÜBİTAK'ta‚ Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nda‚ NATO Bilim Komitesi'nde görev yaptı. Pozitif‚ sosyal ve dini ilimler konularında 400 kadar makalesi bulunan Özemre'nin kırka yakın genel kültür meselelerine ait kitapları ve tercümeleri var. Üsküdar'da Bir Attar Dükkanı isimli eseri‚ Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1996 yılında Hatırat Dalı'nda ve Prof. Dr. Toshihiko İzutsu'dan çevirdiği İbn Arabi´nin Fusus'undaki Anahtar Kavramlar başlıklı çevirisi ise 1998 yılında Çeviri Dalı'nda ödüle layık görüldü. Üsküdar Belediyesi ise Çengelköy'de inşa ettirdiği Kültür Merkezi'ne Ahmed Yüksel Özemre Kültür Merkezi adını verdi. Özemre‚ Fransızca‚ İngilizce‚ İtalyanca‚ Almanca ve İspanyolca biliyordu.
Özemre'nin Akademik ünvanlarının tamamı‚ kazandığı burs‚ ödül ve payeler‚ bulunduğu görevler‚ üniversitede vermiş olduğu dersler‚ konferansları‚ eserleri ve tam biyografisi için kendisine ait aşağıdaki adresi ziyaret etmenizi öneriyorum.
http://www.ozemre.com
Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre´nin Cenazesi bu gün‚ ikindi namazına müteakip Üsküdar Yeni Camii (Gülnûş Valide Sultan Camii)'nde kılınacak namazdan sonra‚ Karaca Ahmet Sultan kabristanı'ndaki aile kabrine defnedilecektir.
Ahmed Yüksel Özemre'ye Yüce Allah'tan Rahmet‚ kederli ailesine ve Türk Bilim camiasına Sabr-ı Cemil niyaz ediyoruz...
25 Mayıs 2008 Pazar
Şairler Sultanı Necip Fazıl KISAKÜREK
25 yıl önce bu gün 1983'te Şairler Sultanı Necip Fazıl Kısakürek aramızdan ayrıldı. Vefatının 25'inci, doğumunun 104'üncü yıldönümünde düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak bu büyük dava adamının 26 Mayıs 1904'te başlayan hayatı‚ 1934'te Beyoğlu Ağa Camii´nde vaaz vermekte olan Abdülhakam Arvasi'yi tanıması ile değişecek ve o bu durumu şu mısralarla özetleyecekti:
"Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; Gökyüzünden habersiz‚ uçurtma uçurmuşum..."
1943'te kendisini sarmalayan sosyal mücadele ruhu ve sanatının muhtaç olduğu cemiyeti yoğurma heyecanı ile mücadelesini bir ömür sürdüreceği Büyük Doğu Mecmuası'nı çıkarmaya başlayan Necip Fazıl, Büyük Doğu sebebiyle bir çok adli takibat ve muhakemeyle, maddi sıkıntılarla karşılaşacak, ancak o sanatının muhtaç olduğu cemiyeti yoğurma vazifesinden son nefesini vereceği ana kadar asla yüz çevirmeyecektir.
Mücadele ve Çile ile geçen yılların ardından ömrünün son günleri‚ Erenköyündeki evinde, kesinleşip infaz safhasına gelmiş 1.5 yıllık mahkumiyeti yüzünden her an götürülme tehditi altında; kitapları‚ yazıları‚ notları ve bir takım halis ve gerçek dostlariyle mahzun sohbetler içinde geçecektir.
Ve bir gece, Necip Fazıl için daima sırlarla dolu Mayıs ayında bir gece‚ 25 Mayıs 1983'te yatağında doğrulup‚ ela gözlerini pencereden dışarıya‚ derin karanlığa dikecek ve bir süre sonra dudakları hafifçe kıpırdayacak ve :
"Demek böyle ölünürmüş!.."
diyerek Ruhu'nu teslim edecektir.
Şairler Sultanı'nı vefat yıldönümünde Rahmetle anıyoruz...
1 Nisan 2008 Salı
Yanılmışım...

İzlediğim ilk üç bölümden hareketle Pars NARKOTERÖR'ün Osman Sınav'ın Kurtlar Vadisi sonrası yapımlarından çok ileride olacağını, belki de yeni bir efsane ile karşı karşıya olduğumuzu ifade etmiştim.
Fena halde yanılmışım...
Türkiye ve bölgemizdeki uyuşturucu trafiğini ve bunun terör örtgütleri ile bağlantılarını işleyen bu yapım, son bölümleri ile bir efsane de olmaması gereken ne kadar defo varsa bunları barındırarak paraşütsüz inişe geçti ve beni büyük hayal kırıklığına uğrattı.
Oysa münbit bir konu, bu konunun işlediği ilişkiler ağına Deli Yürek, Kurtlar Vadisi gibi yapımlarla zihnen antrenmanlı hazır bir izleyici kitlesi ve umut veren bir casting çalışması ile beklentiler tavan yapmıştı Pars için.
Osman Sınav ve ekranlara getirdiği yapımlardaki düşüş devam ediyor...
5 Şubat 2008 Salı
Pars NARKOTERÖR...

Dün akşam üçüncü bölümü ekrana gelen Pars NARKOTERÖR dizisi ile Osman Sınav'ın Kurtlar Vadisi ile yollarını ayırması sonrası içine girdiği nadas döneminin sona erdiğini söyleyebiliriz. Sınav'ın Vadi sonrası Kapıları Açmak, Acı Hayat ve son olarak Pusat gibi yapımları bekleneni verememiş, Sınav'ın profiline uygun yapımlar olarak görülmemişti.
Türkiye ve bölgemizdeki uyuşturucu trafiği ve bunun terör örtgütleri ile bağlantılarının işlendiği bu yeni çalışmasında Osman Sınav, her yeni çalışmasında uyguladığı stratejiye paralel olarak‚ "yeni hikaye, yeni bir yüzle" karşımızda. Deli Yürek'te Kenan İmirzalioğlu'nu‚ Kurtlar Vadisi'nde Necati Şaşmaz'ı ve Pusat'ta Haluk Piyes'i servis eden Sınav, Pars NARKOTERÖR'de İbrahim Çelikkol'u karşımıza çıkarıyor. İlk kez Pars Narkoterör´de kamera karşısına geçen Çelikkol, profesyonel basketbolcuymuş. Dizide uyuşturucu baronlarıyla mücadele eden bir polis olarak karşımızda. İbrahim Çelikkol´un başlangıç performansı, kendisi gibi kamera karşısına ilk kez geçen Kenan İmirzalioğlu ve Necati Şaşmaz´ın başlangıç performanslarına oranla dikkat çekici düzeyde ilerde‚ üstelik Pars NARKOTERÖR'de Çelikkol düblaj kullanmıyor, kendi sesi ile karşımızda.
Pars NARKOTERÖR ilk üç bölümü ile bende olumlu izlenimler bıraktı, aslında başrölünde Mehmet Kurtuluş'un yer aldığı Pars Kiraz Operasyonu filmini izledikten sonra, bu konseptin uzun soluklu bir dizi çalışması için çok uygun olduğunu düşünmüş ve sonrasında benzer yorumlarla da karşılaşmıştım. Pars NARKOTERÖR dizisinin Sınav'ın Vadi sonrası yapımlarından çok ilerde olacağı şimdiden belli, devam edecek süreç belki karşımıza yeni bir efsane çıkaracak, bekleyip göreceğiz...
15 Aralık 2007 Cumartesi
İyidik böyle !
Ünlü piyanist Fazıl Say'ın Alman Süddeutsche Zeitung Gazetesine yumurtladığı sözler gündemde.
Say "Bizim Türkiye rüyalarımız biraz öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar ise yüzde 70. Başka yere taşınmayı düşünüyorum." buyurmuş.
Fazıl Say ne yapmak istiyor ? AKP iktidar olana dek hiç sokağa çıkmadığına, geniş halk kitleleri arasına karşışmadığına inanmamızı mı istiyor, ülke kadınının büyük çoğunluğunun en temel tercihinden bihaber yaşadığını bize başka türlü nasıl izah edebilir. Başlarını örten kadınlarımız gerçeği Türkiye sınırlarına Kapıkule, Habur yada bir başka kapıdan 2002 kasımında mı girdi ? Ertuğrul Günay'ın güzel ifadesiyle bir sanatçının kendi toplumuyla ilgili bu kadar yabancılaşma duygusu hissetmesini üzüntüyle karşılamamak mümkün mü ?
Yoksa bütün problem Say'ın son cümlesindeki Çankaya'daki davete bile beni çağırmadılar mızmızlanmasında mı gizli ? Dünyaca tanınan ve belirli bir seviyeyi aşmış bir Sanatkarın bu denli savruk, iç barışı tehdit edici beyanlarının altında böyle küçük hesaplar olmasına mı yanalım, yoksa ülkenin temel gerçeklerinden habersizliğine mi ? Yada bütün sosyal/siyasal/kültürel analizlerini %70-30 matematiğine indirmesine mi ?
İstanbul'un Fethine yakın, Ortodoks papazların "Kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim" dedikleri rivayet edilir, gelinen noktada bu ülkenin kimi evlatları! Zürih'i, başörtülü kadınların da yer aldığı İstanbul'a tercih eder olmuş...
Hangisine üzülelim ?
2 Aralık 2007 Pazar
KABADAYI 14 Aralık'ta Vizyonda...
Başrölünde Şener Şen ve Kenan İmirzalioğlu'nun yer aldığı KABADAYI 14 Aralık'ta vizyonda.
Senaryosu Yavuz Turgul'a ait olan çalışmada Şener Şen ve Kenan İmirzalioğlu dışında başrollerde İsmail Hacıoğlu, Rasim Öztekin ve Aslı Tandoğan da yer aldıyor. Kurtlar Vadisinde Testere Necmi karakteri ile karşımızda olan Tarık Ünlüoğlu da KABADAYI'da izleyicikarşısına çıkan bir başka tanıdık sima. Filmin konusu kısaca şöyle :
“Meşhur Kabadayılardan Ali Osman (Şener Şen) eski günlerine veda etmiştir. Beklenmedik bir anda yıllardır görmediği ve aşık olduğu kadının izini bulur ve bir oğlu olduğu haberiyle sarsılır. Oğlu Murat (İsmail Hacıoğlu) ve sevgilisi Karaca (Aslı Tandoğan) ile bir barda çalışmaktadırlar. Karaca’ya yıllardır aşık olan mafya üyesi Devran ise(Kenan İmirzalıoğlu) kızı geri alabilmek için herşeyi göze almıştır. Ali Osman’ın artık tek amacı oğlu Murat ve sevgilisi Karaca’yı canı pahasına korumaktır. Devran için hayattaki tek amaç Karaca’dır ve yoluna çıkan herşeyi ve herkesi yok etmeye hazırdır….”
14 Aralık Cuma gününü heyecan ve merakla beklemedeyiz...